Powered by Blogger.

Ninelerin Gücü Adına!


Merhaba, adım İpek ve kalben seksenlerinde bir nineyim ben!
Çok sevdiğim İngiliz moda fotoğrafçısı Tim Walker'a ait The Granny Alphabet'in uzun zamandır peşindeydim. Geçenlerde, ortada hiçbir neden yokken kendimi ödüllendirmek istedim (?) ve hazır Pandora.com'da da yakalamışken o heyecanla alıverdim kitabı. Size nine olduğumu söylemiştim.
Kitap, iki ciltli set formatına sahip. İlk ciltte, Kit Hesketh-Harvey tarafından yazılmış neşeli dizeler, alfabetik sıraya göre düzenlenmiş yaşlı kadınların portrelerine eşlik ediyor. İkinci ciltte ise türünün son örneği olan bu kadınların Lawrence Mynott tarafından çizilmiş eğlenceli illüstrasyonları yer alıyor.  
The Granny Alphabet ile "Coffee table book" koleksiyonunuza bir yenisini ekleyerek hem kendinizi hem de evinize gelenleri gülümsetebilir ya da benim gibi bir arkadaşınız varsa hediye vererek onu çok mutlu edebilirsiniz :) 

P.S. Pandora.com'da şu anda satışı yok kitabın. Sanırım, bir tane vardı ellerinde ve onu da ben aldım.
Bookdepository.com 'dan satın alabilir ya da Pandora.com 'un sizin için yurt dışından temin etmesini isteyebilirsiniz.







The Night Of

Yağmurlu ve karanlık bir Pazar günüydü. Sıcak içeceğimi ve battaniyemi yanıma almış, romantik komedi türünde bir film izlemek üzere koltuğuma yerleşmiş...
Bir dakika? Ne romantikliğinden bahsediyorum ben. Başa alıyoruz.
Yağmurlu ve karanlık bir Pazar günüydü. Son birkaç gündür en yakın arkadaşım olan Otrivine'i, evdeki tüm selpakları tükettiğimden bir adet tuvalet kağıdı rulosunu, ilaçlarımı ve suyumu yanıma almış uzun zamandır merak ettiğim suç ve dram türündeki mini dizi The Night Of'u izlemek için koltuğa uzanmıştım. Halim olmadığı için kaç bölüm dayanabileceğimden emin değildim. Kısa molalar ve dizinin kasvetli havasına daha fazla maruz kalmak istemeyen ablamı evden kaçırmam ile saati 20:30 etmiş ve The Night Of'u bitirmiştim.
Hastaydım, hava berbattı ve ben hayatımda izlediğim en iyi diziler listesine bir yenisini eklemiştim. Pek de fena bir gün sayılmaz değil mi?
Gelelim diziye. 2008 yapımı İngiliz dizisi Criminal Justice'i duymuşsunuzdur belki. The Night Of bu dizinin Amerikan versiyonu. The Wire'ın yazarlarından Richard Price ve Schindler's List'in senaristi Steven Zallian yazıyor ve Zallian, Man on Wire ve The Theory of Everything'in yönetmeni James Marsh ile beraber diziyi yönetiyor. Böyle bir yazar ve yönetmen kadrosundan kötü bir iş nasıl çıkabilir ki zaten. Başrolleri ise Riz Ahmed ve John Turturro paylaşıyor. (Dipnot: Riz Ahmed, Girls'ün final sezonunda karşımıza çıkacak. )
New York'ta ailesiyle yaşayan Pakistan asıllı Amerika'lı bir üniversite öğrencisi olan Nasir Khan'ın genç bir kadının cinayetinden yargılanmasını konu alıyor dizi. Klasik polisiye dizilerini unutun. Karakterlere ve yargı sisteminin işleyişine o kadar kanalize oluyorsunuz ki "Katil kim?" sorusunu sormuyorsunuz bile kendinize. 
Man on Wire'ın görüntü yönetmeni Igor Martinovic'in üstlendiği sinematografi ve Fargo'nun bestecisi Jeff Russo'nun müzikleri ile dizi tam bir sanat eseri. İzlenecekler listenize mutlaka alın.






BEYAZ BİR HAFTA SONU



Bundan iki ya da üç hafta önce Sapanca'da arkadaşlarımızla hafta sonunu geçirmek üzere Villa Natura'ya rezervasyon yaptırdık. Blogu takip edenler bilir, geçtiğimiz sene bu yere ilk defa gitmiş ve çok memnun kalmıştım (Villa Natura'yı anlattığım yazıyı buradan inceleyebilirsiniz).
Cumartesi sabahı kendi arabalarımızla yola çıkmayı planlıyorduk. Gidiş tarihinin yaklaşmaya başlamasıyla duyduğumuz heyecan, hava durumu haberleri ile ikiye katlanmıştı. Yoğun kar yağışı uyarısı ile riske girmek istemeyip son anda transfer ayarladık. Tahminler ise doğru çıktı ve Cuma günü tipi şeklinde yağan kar ile bütün geceyi pencerenin başında geçirdim. Küçükken cama burnumu yapıştırıp karın yağmasını beklerdim, şimdi ise "umarım daha fazla yağmaz" diye dua ediyordum. Yatarken büyük bir ihtimal ile gidemeyeceğimizi düşünürken, sabah dışarısı geceye göre daha fena bir durumda olmasına rağmen bir çılgınlık yapıp yola çıktık.
Yollar açıktı. Sorunsuz bir yolculuğun ardından Sapanca'ya ulaşmıştık. Evler tepede yer aldığı için bir tek oraya çıkan yoldan şüpheliydik ve nitekim yol henüz temizlenmediği için kapalıydı. Bu sırada alışverişimizi yaptık ve ardından Titiz Izgara'da muhteşem bir kahvaltı ettik. Kahvaltımızı bitirdikten sonra yol açılmıştı ancak, geldiğimiz araç büyük bir minibüs olduğu için karlı yokuşu çıkmak için pek uygun değildi. Durum böyle olunca Mümtaz Bey imdadımıza yetişti ve arabası ile bizi posta posta eve çıkardı. Yolda sohbet ederken tüm rezervasyonların iptal olduğunu, bir tek bizim dişli çıkıp geldiğimizi söyledi :)
Eve geldiğimiz anda karşılaştığımız manzara ile hepimiz büyülendik. Sanki bir kartpostalın içindeydik. İşte o an hayatta bazen risk alınması gerektiğini bir kez daha anlamıştım.
Karlı bir günde dağ evinde ne yapılması gerekiyorsa yaptık!:) Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra kahvemizi içip biraz ısındık ve ardından yürüyüşe çıktık. Çocuklar gibi karlarda yuvarlanıp oynadık. Bu yaşımızda ilk defa eldivenlerimize düşen kar tanelerini gerçek şekliyle gördük. Eve döndüğümüzde sırılsıklamdık. Hemen peluşları üstümüze geçirip sıcak çikolata yaptık. Akşam saatine doğru mangal hazırlıkları başladı. Kar oynarken yaktığımız enerji nedeniyle o kadar acıkmışız olmalıyız ki herkes sessiz bir şekilde yemeğine gömüldü. Yemekten sonra kestaneler kuzineye kondu ve sıcak şarap yapımına geldi sıra. Kar daha sakin yağmaya başladığı anda şaraplarımızı aldık ve dışarıya çıktık. Ateş başında şarabımızı keyifle yudumlarken sohbete devam ettik. Güzel bir uykunun ardından sabah kalkıp her beraber kahvaltıyı hazırladık. Eşyalarımızı toparladık ve bu güzel eve veda ettik. Bir klasik olarak göl kenarına indik ve Maja'ya gittik. Bu arada Sapanca'ya giderseniz mutlaka Maja'ya uğramalısınız. Menüsü ve ortamı şahane bir yer. Gölün üzerindeki kış bahçesinde oturup, kuzinenin sıcaklığıyla bir bebek gibi mayışmanız olası burada.
Harika ve asla unutamayacağımız bir hafta sonuydu. İyi ki o sabah yola çıkmışız...




 









BAN.DO AJANDA

Uzun bir aradan sonra, merhaba! Öncelikle sevdiklerinizle beraber sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir yıl dilerim. Bu postu yayımlama konusunda biraz tereddüt ettim açıkçası. "Ülke ne halde, bu kız neden bahsediyor" diye düşünürler belki dedim, sonra da benim gibi kafasını dağıtmak isteyenler için iyi olabileceğine karar verdim. Umarım bu postu okurken biraz olsun sizi gülümsetebilirim.
Her şey yılbaşı nedeniyle sıkı bir ajanda kullanıcısı olan ablam için ajanda alma fikriyle başladı. İnternette araştırırken Ban.do markası ile karşılaştım. Markanın ajandalarından birini Estée Lalonde'un "Christmas Gift Guide 2016" isimli Youtube video'sunda görmüştüm. O sıralar Türkiye'de satıldığından habersizdim. Ben alışverişimi Bilstore üzerinden yaptım ve şu anda markaya özel indirim de var. En kısa zamanda bir tane de kendime alacağım. 
Peki, bir Ban.do ajandasının içinde neler var?

Her aya özel illüstrasyon ve neşeli mottolar,



Özel tarihleri işaretlemek amacıyla kullanabileceğiniz birbirinden tatlı çıkartmalar,


Aylık ve haftalık takvimler,


Notlar bölümü ve sayfaların sonundaki gizli mesajlar,


Gizli mesajları deşifre etmenize yarayacak kodların da içinde bulunduğu cep bölümü,


Sayfaların bitimindeki "Run After Guys For Cardio" gibi komik cümleler ve dahası...


Klasik ajandalardan sıkılıp, eğlenceli bir alternatif arıyorsanız Ban.do doğru adres!


Ağustos '16 Favorileri

Ağustos ayı sonunda bitti! Kına geceleri, düğünler derken ben de bittim. Eylül'ün gelmesiyle üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Uzun bir süre altın piyasasını takip etmeyecek olmanın ve telaşsız geçeceğini öngördüğüm günlerin mutluluğu ile giriyorum Eylül ayına.
Geçtiğimiz ay severek kullandığım ürünlere gelecek olursak;
1. Nyx Soft Matte Lip Cream - Stockholm Bu ruju ilk eski Youtube kanal adı ViviannaDoesMakeup olan Anna'nın videolarından birinde görmüştüm. O zamanlar Nyx'in henüz bir mağazası yoktu ve internette de bulamamıştım bu ürünü. Bağdat Caddesi'ndeki Nyx mağazasının açılmasıyla gidip aldığım ilk ürün bu mat ruj oldu. Çok ruj süren birisi değilim. Süreceksem de hep ten rengi tonlarında oluyor seçimlerim. Stockholm hem ten rengine yakın hem de içinde hafif bir turunculuk olan tatlı bir renk. Dudağınıza sürdüğünüzde çok doğal bir görüntü bırakıyor. Diğer mat rujlar gibi kurutma da yapmıyor üstelik. Vanilyamsı güzel kokusu da cabası. Kalıcılığı ise orta seviyede.
2. Loreal Color Riche Matte - Erotique Her ne kadar kırmızı rujları çok sevsem de hadi bir çılgınlık yapıp koyu renk bir ruj süreyim dediğimde gidebildiğim son nokta içinde hafif kırmızılık ya da pembelik olan dudak rengime yakın rujlar oluyor. Erotique de işte öyle bir renge sahip. Hem gündüz, hem gece rahatça kullanılabilir. Mat olmasına rağmen dudağı nemlendiren bir yapısı var.


3. Nyx Dewy Finish Makeup Setting Spray Özel bir gün olmadığı sürece makyaj sabitleyici spreyler kullanmam. Bu spreyi de geçtiğimiz ayki düğünlerde deneme fırsatım oldu ve sonuçtan çok memnun kaldım. Yüzünüzde parlama sorunu yaşıyorsanız "Dewy" dediğine bakıp korkmayın. Ben de t bölgemde makyajımı yaptıktan bir iki saat sonra parlama sorunu yaşayanlardanım ve bu sprey ile hiçbir parlama oluşmadı yüzümde. Cildinize ışıltı vererek, aydınlık görünmesini sağlıyor. Bittikçe alacağım ürünlerden biri oldu.
4. Driclor Anti Perspirant Roll-On Bu biraz garip bir favori ürünü oldu ama gerçekten işe yaradığı için paylaşmak istedim. Driclor, ter önleyici bir roll-on. Ben her gün kullanılmasını önermem, sonuçta terlemeye ihtiyacımız var. Ancak, aşırı bir terleme sorununuz varsa ve botoks yaptırmak istemiyorsanız doktorunuza danışarak kullanmanızda fayda olabilir. Geçtiğimiz ayki düğünlerden birinde saten bir kıyafet giyeceğim için böyle bir roll-on arayışına girmiştim. Saten bir kıyafette maalesef ıslaklık anında lekeye dönüşüyor ve çıkmıyor. 
Gece yatmadan önce bu ürünü uyguluyorsunuz ve sabah kalktığınızda o bölgeyi yıkıyorsunuz. Etkisini görmeniz için 1-2 haftalık br süre biçiliyor, fakat ilk uygulamamın ertesi günü koltuk altlarım kupkuruydu. Düğün günü çok sıcak olmasına rağmen, hiçbir şekilde terlemedim ve geceyi sorunsuz atlattım. Bu arada bir kere uygulasanız bile etkisi 3-4 gün sürüyor. Mucize gibi bir şey :)
5. Rival De Loop Hydro Göz Çevresi Kremi Rossman sayesinde tanıştığımız güzel markalardan biri Rival De Loop. Biz göz kremine göre komik bir fiyata sahip olmasına rağmen, etkisi muhteşem. Kırışıklık gibi sorunlara çare değil de sadece göz çevremi güzelce nemlendirsin diyorsanız bu ürünü mutlaka deneyin derim.
6. Palmolive Aroma Sensation Feel Good Duş Jeli Bu kadar mı güzel kokar bir duş jeli! Kokusunu Body Shop'ın Polynesian Island Tiaré serisine benzettim. Kadınsı, çok hoş bir koku. Üstelik duştan çıktıktan sonra da vücudunuz uzun bir süre aynı şekilde kokmaya devam ediyor. Mutlaka deneyin.
7. Body Shop Wild Argan Oil Body Butter Bu zamana kadar kullandığım en iyi body butter. Kokusu muhteşem. Cildinizi uzun süre nemlendiriyor. Özellikle, sürdükten sonra parlaklık bıraktığı için bacaklar için ideal.
8. Aldo Cardross Geçtiğimiz ay çok yakın bir arkadaşımın düğününde nedimeydim. Dolayısıyla bütün gün gelinin yanında olma görevi ile kutsanmıştım :) Elbisemin altına ten rengi, sade ama şık bir ayakkabı almak istiyordum. Aldo'nun Cardross modeli bu ayakkabılarını rahatlık konusunda çok emin olmamakla beraber beğenip aldım. Düğün günü yaklaşık dokuz saat bu ayakkabıların üzerindeydim ve anca gecenin sonlarına doğru ayağım acımaya başlamıştı. Stiletto olmasına rağmen bence harika bir performans sergiledi bu ayakkabılar. Renk ve model olarak da çok uyumlu olduğu için her kadının sahip olması gereken topuklu ayakkabılardan biri diyebilirim kesinlikle. 
---
Bu ay severek izlediğim iki dizi oldu. İlki olay yaratan ve herkesin bayılarak izlediği Stranger Things. 80'lerde bir çocuğun kaybolmasının ardından annesinin, polisin ve arkadaşlarının onu bulmaya çalışırken yaşadığı ilginç olayları konu alan sci-fi türünde bir dizi. Bir gece başlayıp ertesi sabah bitirdim. Dizinin soundtrack'i de o kadar tadından yenmez. İzlemediyseniz mutlaka göz atın.
İkinci dizi Broad City. Ne zamandır ismini duyup bir türlü başlayamadıklarımdan. New York'ta fütursuzca yaşayan 20'lerindeki iki genç kadının başına gelen komik olayları konu alıyor. Bölümler kısa kısa ve son derece eğlenceli. Gülmek ve kafa dağıtmak istiyorsanız bir bakın derim. 


Ağustos ayında en çok sevdiğim şarkılar için bu listeye göz atabilirsiniz. Eylül ve Ekim ayları için de listemi oluşturmaya başladım bile. Onu da buradan takip edebilirsiniz.

Back to Top